« Önceki |

25/10/2009

Allah'tan Korkun Sadıklarla Beraber Olun

Mevla Teala’nın Büyük dostlarından Es-Seyid Mustafa ismet garibullah (ks) Bizlere Bu Beyitlerinde kötü insanları beyan ediyor ve onlardan kaçın , onların yanlarına girmeyin diyor.
Şeriata muhalif hal ve hareketleri olanlar beğenilmiyor. Öyle ise böyle kimselerle beraber olmayın sizlerde beğenilmezsiniz. Sonra Hazreti Allah Şeriatı tatbik eden imanlı, itaatlı, iyi kimseleri beğeniyor. Ve bize onlar ile beraber olmamızı emrediyor şöyleki:
“ EY müminler! Allah’tan korkun, sadıklarla beraber olun.” ( Tevbe süresi: 119 )
Bu sohbetimizde bulunmak, sadıklarla beraber olmak demektir. Ayrıca ayet-i celile rabıtaya da delildir. Sadıkların başı Peygamber Efendimiz s.a.v ondan sonra sahabe-i kiram ve ondan sonra da kıyamet kopuncaya kadar gelecek olan mürşid-i kiram Efendilerimizdir.
Onlar ile devamlı beraber olabilmek mümkün değildir. Zira mürşidin kendine göre meşguliyetleri olduğu gibi müridin de vardır. Mevla Teala imkansız olan bir şeyi emretmeyeceğine göre ayet-i celilede gecen beraberlikten maksat rabıta yani gönül beraberliğidir.
Mesela; burada bulunmayan bir ihvanımız şu içinde bulunduğumuz camiyi ve buradaki bizleri hatırlaması rabıtadır.
Rabıtanın daha hususi şekli ise ihvanımızın, mürşidini: “ Bu zat benim Allahımın dostudur.” Diye hayal etmesidir. Eğer mürşidi hatırınıza getiremezseniz şeytan sizlerin hatrına artisleri, kokanaları getirir.
“ dahi var bir bölük ehl-i şekavet”
“ dahi bir bölük , bir tarife vardır’ki her türlü kötülüğü işleyenlerdir.

( şeki) Arapça bir kelimedir. Cemisi: ( eşkıya ) olarak gelir.
(said) kelimesinin cemi : ( suadaa) geldiği gibi.

“ şaki anasının karnında şaki olandır”
“cisminin alametlerinden halleri bilinir”
“ Annesinin karnındaki bir insanın iradesimi varki iyiliği veya kötülüğü seçerek şaki veya said olsun ? denilecek olursa şöyle cevap veririz.
Bir kimsenin said mi şaki mi olacağı hatta eceli , rızkı, Mevla tealanın emri ile melekler tarafından yazılır.
Bakınız Allahu Teala Annesinin karnında olan çocuğun said mi şaki mi ? olacağını biliyor Peki nasıl biliyor? Hazreti Allah geçmişi şimdiki zamanı bildiği gibi gelecek zamanıda ilmi ezeli ile bilir.
Binaenaleyh annesinin karnında bulunan çocuk mükellefiyet çağında iradesini hayramı yoksa şerremi harcıyacağınıda bilir ve onu yazar. Dünyaya gelen her insan kendisi hakkında ne yazdırmış ise o yazıdan kurtulamaz aynen tahakkuk eder.

25/10/2009

Ali İmran Suresi 196 ve 198. Ayetler

196 – Kafirlerin refah içinde memleket memleket dolaşmaları sakın seni aldatmasın ya Muhammed s.a.v
197- Azıcık bir meta’dır ( menfaattir ) o, Sonra varacakları yer cehennemdir ki o ne kötü bir döşektir.
198- “ Lakin öyle kullar vardır’ki Rablerinden korkarlar, onlar için Allah’ın bir ikramı olarak, altından ırmaklar akan cennetler var ve orada müebbed ( ebedi ) dirler. Allah c.c. yanında olan nimetler ebrar ( iyiler) için daha hayırlıdır”.
 
YA ERHAMERRAHIMIN YA ERHAMERRAHIMIN YA ERHAMERRAHIMIN
Sen yardım eyle . habibinin yardımlarına bizleri mazhar eyle. Hulefa-i Raşidin’in yardımlarına bizleri mazhar eyle. Meşayıhın yardımlarına mazhar eyle.
(“sakın seni aldatmasın ya Muhammed”) ne ? (“Kafirlerin refah içinde memleket memleket dolaşmaları “)
(“Azıcık bir meta’dır ( menfaattir ) o, Sonra varacakları yer cehennemdir ki”) (“o ne kötü bir döşektir.”) ne oldu şimdi bu gezmekler, dolaşmaklar?
 
(““ Lakin öyle kullar vardır’ki Rablerinden korkarlar”) takva üzeredirler. Gafletten kurturalarak zikre devam ederler. Yani onların dolaşmaları müstesna , zarar değil. Onlar Emri bil- maruf için dolaşıyorlar, milleti düzeltmek için dolaşıyorlar kuvve-i maneviyelerini düzeltmek için dolaşıyorlar onlar için cehennem yoktur.
(“ onlar için cennetler var”) (“altından ırmaklar akan) (“ve orada müebbed ( ebedi ) dirler.”) Allahum mecalna min hum
(“Allah katından inmişlerdir “)Onları Allah c.c ikram olarak göndermiştir. Onların gezmeleri boş değil. Onların dertleri Din-i Mubin-i islamdır. İbret alırlar gezdikleri yerlerden. Onların gezmeleri keyif değil nefsani değil. (“Allah c.c. yanında olan nimetler ebrar ( iyiler) için daha hayırlıdır”.“) kafilerin dolaşmalarından zevklenmesinden hava almalarından daha hayırlıdır mühimdir bu.
Dünyada dolaşanlar var ya gemiyle, trenle, otobüsle, taksiyle dolaşıyorlar keyif için , hiç kimseyi düşünmüyorlar. Hiçbir iyilik düşünmüyorlar onların gezmesi iyi değil. Ya takva sahibi kulların gezmesi? Onlar görüştükleri kulların iyiliğini istiyorlar. Çoluğunuzu-çocuğunuzu okutun, yetiştirin diyorlar. Zekatı verin beş vakit namazı kılın , örtünün, hacca gidin, umreye gidin, çocuklarınızı medreseye verin , medresede yetiştirin diyorlar. Böyle diyerek gezenler müstesna.
Ama boş gezmeye gelince , bunda bir şey yok , bir menfaat yok. Ondan sonra yerleri cehennemdir. Gezdikleri yerde meşayıhı ziyaret etseler , büyük adamların kabirlerini ziyaret etseler bu bambaşka bir şeydir. Buna gayret edelim.
İslam’ın şartlarını bilmeyenler çok, imanın şartlarını bilmeyenler çok. Nasıl öğrensin ? anası babası öğretmez, öğretmenleri öğretmez. Yani millet karanlıkta kaldı. Kabirde ışık yok, yatak yok, yorgan yok, hiçbir şey yok. Kabrin ışığını aramak lazım. Onun ışığını arayalım, onun ışığı sünneti seniyyedir. Zikrullaha devam etmektir.
Cuma namazı bir namaz var, birinci rekatında Yasin. İkinci Rekatında Tebareke süreleri okunuyor . Bu iyi bir şeydir. Bu namaz ahrette ışıktır. Karanlık yerler vardır. Ya Rabbi Dünyada Ahiret’te bizi ışıktan ayırma , nurdan ayırma.
YA ERHAMERRAHIMIN YA ERHAMERRAHIMIN YA ERHAMERRAHIMIN
Bunlara uymaya cümlemizi muvaffak eyle dünyada ve ahrette bu dostlarından bizi ayırma. Efendi babamın çok güzel bir duası var. Duası huzurunda bulunan cemaat için. “ beni onlardan , onları benden, cümlemizi habibinden ayırma.” En büyük dua bu Evlatlarımızı hayırlı eyle. Din-i Mubin-i İslam-ı yaşamayı nasip eyle. Din-i Mubin-i İslam’â büyük yardımcı eyle. Din-i Mubin-i İslam’ın sahiplerini çoğalt Talebelerimize ilim amel ihlas nasip eyle.
Beceri ver, cesaret ver, sen elimizden tut. Sen elimizden tutmazsan ya rabbi biz hiç bir şey yapamayız.

25/10/2009

Rabıta Böyle Olmalı

"Sevban (r.a) Ras^ülullah'in kölesi vemânevi evladi idi. Bir gün Rasûlullah'in huzuruna dudaklari sararmis,rengi solmus,olarak geldi.

Rasûlullah s.a.v ona sordu: Yâ sevbân ne oldu,hastamisin ki sarardin soldun? Sevban (r.a): Hayir,hastadeilim,ama bugün hatirima söylebirsey geldi:

ben Rabbimin habibi'ni çok seviyorum,simdi özleyince istedigim saman gelip mübarek yüzüne cemaline bakiyorum.Ama bir günbizler ölecegiz.Siz Allah'in rasülüsünüz,mutlaka cennete gireceksiniz,benim ise cennete girmem süpeli,cennete girsem bile sizin dereceniz nerde benim derecem nerde?Sizi göremiyecigim düsüncesi beni beni sarartti,soldurdu."

Efendi babam bunu anlattiktan sonra: " Iste Rabita böyle olmali"buyurmustu

25/10/2009

Tarikat Dersi Birgün Bırakılırsa

Tarikat dersi bir gün bırakılsa,80 gün manevi ilerleyişten geri atılır.

Ya bir ay,altı ay bırakılırsa ne olur.

Bazısı ders alıyor,sonrada “ ben ders aldım yapmadım” diyor.Buna ben ne diyeyim?Bu kimsenin aklı yok,aklı var gibi gezer insanlar arasında.

Tarikata girerken her gün yapacağınıza söz verdiniz.Mahmud’a değil Allah’a (c.c) söz verdiniz. 


Nefsiniz “Tarikatı yapamıyorum,rabıta yapmak,zikretmek ağır geliyor bana vs.” der.Bedenimiz halılar,minderler üzerinde oturur,çaylar kahveler,pamuk gibi ekmekler,daha neler,neler yer içer.

Halbuki Zikrullah da ruhun gıdasıdır.Hem de en tatlı gıdasıdır. 

Kıymetli meşâyihden Abdullah Şirazi (ks) şöyle anlatır: 
Resûlullah s.a.v ‘i rüyamda gördüm, “Kim ki Allah’a giden bir yol bildi,onda yürüdü,sonrada o yoldan döndü ise,Allah Teâlâ ona âlemde kimsye yapmadığı azapla azap eder.”buyuruyordu

25/10/2009

Mutlaka Sünneti Yaşamak Lazım

İşit var bazı fasık bu cihanda"
"Duy ki, bu dünyada bazı fasıklar var."
Fasık Allah yolundan çıkmış kimselere denir. Bunlar çekinmeden her kötülüğü işlemeye cüret gösterirler.
"Ki, teklif yok bize dirler nihanda"
"Gizli yerlerde bize teklif, emir ve yasak yok derler." Bu fasıklar: "Biz maksada ermişiz, onun için bize emir ve yasak yok, bizim namazlarımız kılınmış oruçlarımız tutulmuş" derler. Hâlbuki biz insanlar mükellefleriz. Yani Şer–i Şerifi yaşayacağız, yaşatacağız, bu yükü ömrümüzün sonuna kadar taşıyacağız, Mevlâ'mızın yardımıyla.
Günümüzde de bunları görüyoruz ne diyorlar: "Biz amaca ulaşmışız, bize teklif, yanı herhangi bir sorumluluk ve vazife yoktur." 
Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz, en büyük insan, âlemlere rahmet olarak gönderildiği halde "Bana teklif yok" demedi. 
Çıkmış birileri ahkâm kesiyor, insanları cennete taşıyor. Gayrimüslimlerde cennete gidecek, Allah'tan korkulmaz, Allah sevilir, sevgi makamında olan namaz kılmasa da olur, bir sürü sözler… Bunları söyleyenlerin işi ancak yemek, içmek, uyumak ve nefislerinin istediğini yapmaktır.
İbn–i Mes'ud Radıyallahu Anh dan rivayet edildi ki: Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Şüphesiz insanların, geçmiş Peygamberlerden duydukları hikmetlerden biri de: 'Utanmazsan dilediğini yap.' sözüdür." (Buhari, Enbiya:46,3/1284)
Utanmak çok önemlidir, bunlarda ne utanma, ne ar nede hayâ kaldı. Yapsınlar bakalım, konuşsunlar yarın sorulacak, şimdi bütün bu rezilliklere vicdanın müsaade ediyor ama bir gün gelecek diyeceksin ki: 
"Ey vicdan! Sen niye bana müsaade ettin de ben böyle oldum? Keşke o günlere bir daha dönsem de hatalarımı telafi etsem."



"Şeriat yok işi bidat yabanda."
"Yabanda kalmış bu fasıkların işi bidatlerle uğraşmak şeriatı terk etmektir."
Kitap ve sünnet tamamı İslam şeriatıdır. Kur'an ve sünnetle amel etmekte, İslam şeriatı ile amel etmektir. Bunun zıddı ise şeriatsızlıktır, bidatlarla uğraşmaktır. 
"Bu f asıklar aduvvullah nişanda." 
"Bu fasıklar Allah'ın düşmanlığı nişanındadır."
"Bu fırkadan kaçup Hakk'a gidelim, Cemali ba kemale seyr idelim."
"Böyle fırkalardan kaçıp Allah'a gidelim. Cemali ba kemale seyr edelim."
Velhasıl şunu anlamak lazım ki; nerede bir şeriatsızlık görürsün, oradan kaçarcasına uzaklaş. Şeriatsız hiç bir şey yapılmaz… Rabbim cümlemizi hak yoldan kaymaktan muhafaza eylesin! 



"Andolsun ki biz insanı yarattık ve ona nefsinin ne vesvese verdiğini de biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız."(50/16) 
Mevlâ'mız: "Andolsun ki biz insanı yarattık" buyuruyor. Bu sözden ne anladık? Bu cümleden şunu anlamamız lazım, Mevlâ Tealâ birdir, en yüce kudret ve kuvvet O'na aittir. Dünya kurulduğu günden beri, hiç insan yaratan çıktı mı? Özellikle son yıllarda bilim ilerledi, neler icat edilmedi neler? İnsanın yaratılış ile ilgili bir milim ilerleme yapabildiler mi? Hayır. İnsanı yaratan ve onu en iyi terbiye eden Allah'tır. 
Mevlâ Tealâ buyuruyor ki 
"İnsan görmedi mi ki muhakkak biz onu bir nutfeden yarattık, bir de o apaçık düşman kesilmiştir. Ve kendi yaratılışını unuttu da bize bir misal irad etmeye kalkıştı, dedi ki: Kemikleri kîm diriltebilir ki onlar çürümüşlerdir?" "De ki: Onları ilk defa yaratmış olan diriltecektir. Ve o bütün yaratılmışları tamamıyla bilendir." (36/77–79)
"Andolsun ki biz insanı yarattık" ayetini okuyan ve duyan bir durup düşünmesi lazım. 
Rabbimiz bunca şeyleri nasıl yarattı? Her şeyimiz, konuşabilmemiz dahi Mevlâ'nın lütfü ve ihsanıyladır. Harfler birleşiyor, kelime halinde ağzımızdan çıkıyor. Ahmet, Mehmet… 
Size bir cami dolusu ses vereyim, bir harf kalıbı yapın bakalım. Yüce Allah'ımıza hayran olmaktan başka çare yok.



Bir harf öğretenin kölesi olunmalı!

"Mevlâ'dan en çok hayrette olan O'nu en çok bilendir."
İsmet Garibullah Büyük Şeyh Efendi Kuddise Sırruhu Risale–i Kudsiyye'sinde buyuruyor ki:
"Tehayyür bul mearifle gidelim
Cemali ba kemale seyredelim."
Ehlûllâhın söylediği sözlerin kelimelerini kaçırmamak lâzım. Başka bir ibarede de şöyle gelir.
"İnsanların Allah'ı en çok bileni, Allah'ın emirlerine en şiddetli çalışan ve Resulünün sünnetine en çok tabi olanıdır."
Allah bize Kur'an'a, sünnete sarılmak için iştah versin. İştahı olmayan kimsenin önüne güzel yemekleri koysanız, dönüp bakmaz bile... İnsanı böyle düşünün. Ruhunun içi safra dolu olsa, ayetten, hadisten etkilenmez. Ruhumuzda, kalbimizde ki safraları temizleyerek, ruh ve kalb iştahını kazanmalıyız. 
Bir kitapta gördüm ki, bir adam yirmi sene Kur'an okumuş ona aynı toprak gibi gelmiş, Allah–u Tealâ ancak yirmi sene sonra ona Kur'an okumanın lezzetini vermiş. Sizden birinize böyle bir lezzet verilip sonra da beş dakikalığına o zevk alınmış olsa hemen Kur'an–ı Kerim'i rafa koyarsınız, doğru eğlenmeye gidersiniz.
Bir salih kul da demiştir ki: 
"Yirmi sene gece namazına devam ettim, ama hiç bir tat almadım. Çünkü ben tadın kulu değilim, Allah'ın kuluyum."
Bir ibarede gelir ki: "İstihlây–ı ibadet, semm–i katildir."
"İbadetten tat almayı istemek, öldürücü bir zehirdir." Bir de Arapça şöyle bir ibare vardır:
"İbadetin safası seni aldatmasın. Zira onda rububiyyeti unutmak vardır."



Bir salih kul da diyor ki:
"Ancak yirmi seneden sonra ibadet etme arzuma, gecelerim yetmez oldu." Sebat eden kişi arzusuna ulaşacaktır. Sabreden kesinlikle mahrum kalmayacaktır.
Rabbimiz şöyle buyuruyor: 
"Andolsun ki biz insanı çamurdan ibaret olan bir hulâsadan yarattık. Sonra onu metin bir karargâhta bir nutfe kıldık. Sonra o nutfeyi bir donmuş kan yarattık, müteakiben o donmuş kanı da bir parça et kıldık. Sonra o et parçasını da kemikler kıldık. Kemiklere et giydirdik. Sonra da onu başka bir halk olarak inşa etmiş olduk. İmdi şekil verenlerin en güzeli olan Allah'ın şanı ne kadar yücedir."(23/ 12–14)
Ayet–i celilelede geçen kelimelerin lügat manası mühimdir. Ama ayet–i celileden ibret almak daha mühimdir. Ya Rabbi! Lügat manalarını bize duyurdun, bundan ibret almayı da nasip eyle!
Bizim görmemiz, işitmemiz, konuşmamız, diriliğimiz... Hepsi Mevlâ'nın Sıfat–ı Subûtiyyesinin suretlerinin, suretlerinin, suretleridir. İşte: "Âdem'i kendi sureti üzerine yaratmıştır" demek bu demektir. 
Nasıl ki Mevlâ'da ilim sıfatı var, bizde onun sureti var. 
Nasıl ki O'nda kudret sıfatı var, bizde onun sureti var. 
İşte bu hâl üzere biz O'nun sureti üzerine yaratıldık. Bizde olan bütün sıfatların menbağı Mevlâ'dır. 
Bizdeki her şeyin menbağı Rabbimizde olunca, bu demektir ki; her halimizde O'na muhtacız. 
Doktoru beğenirsin Allah'ı beğenmezsin. Doktoru beğeniyorsun da o azaları sana veren Allah'ı niçin beğenmiyorsun?
Ey Müslümanlar! Dikkat edelim, nankör olmayalım. Allah–u Tealâ bizlere Kur'an–ı Kerim gönderdi. Tefsir ilminden, Hadis ilminden, Akaid ilminden, Tasavvuf ilminden haberimiz oldu. Daha ne istiyoruz. Hazreti Ali Radıyallahu An buyuruyor ki:
"Kim bana bir harf öğretirse, o beni kendisine köle etmiş olur." İlim şehrinin kapısı olan Hazreti Ali'yi bu ilmin bir harfini öğrenmek bir adama köle ettiriyorsa ya bütün ilimlerin sahibi olan Allah'a nasıl şükretmeliyiz  ?